Nagoya'ya gidip o gece eski tanidiklarla yenilip icildikten sonraki sabah 7'de uyanildi.
Eski tanidiklarla yenilip icildikten... kismina hemen donmek istiyorum, eski tanidiklarin arasinda elbet Turk dostlar da vardi ancak cogunlugu Japon hocalar ve daha sonrasi bulusulan yine Japon ve yeni Turk arkadaslarla da yenilip icildi. Izakaya adi verilen kizli erkekli herkesin rahatca rahatsiz edilmeden yiyip icebilecegi meyhanelerde genellikle kucuk fotograflarla (yiyeceklerinizin en azindan neye benzedigini gosteren) suslenen menulerden sectiginiz cok da doyurucu olmasa da lezzetli, yagli, soya soslu, kizarmis, tursulanmis onlarca yiyecekten begendiginizi seciyor, ama begendinizi sadece kendiniz degil herkes paylasiyor...
Yemekleri secmeden once size once ne iceceginiz sorulmakta, Japonlar genellikle ilk icki olarak Bira tercih ediyorlar. Bir nevi gelenek haline gelmis durumda, daha sonra Turkiye'de saki ya da sake dedigimiz nihonshuu ya da shoochuu, bayanlar ise icine biraz shoochuu katilmis kokteyleri (chuu-hai) tercih ediyor. Tum ickilerin gelmesi beklendikten sonra herkes ayni anda KANPAI (serefe) deyip kadehleri tokusturur ve ardindan menuye dalip ne yesek diye kara kara dusunmeye baslar. Aslinda izakaya muhabbetinde benim en sevdigim an bu andir, acaba ne sececekler diye neseyle masadakileri izlerim. Iste bu Nagoya gecesinde de arda arda iki izakaya'ya gidildikten sonra World Expo'ya gitmek icin nasil eder de erkenden uyanirim diye endiselenmedim. Zira alkolun ve sevdikleri gormenin nesesi ile World Expo o an icin hic ama hic de onemli degildi.
Ancak Japonlar icin oyle degil, ayni mekanda kaldigimiz Japon arkadas sabahin 8inde pit diye kalkti (aslinda bir saat gec kalkti), sonra beni zorla uyandirdi... Dus, dis fircalama vesair deyip hiz ilen Linear Motor Car denilen Nagoya'nin merkezine yakin bir istasyondan kalkan manyetik ray ustunde giden bayagi hizli bir trene bindik. Trenin ici deli gibi kalabalikti tabii ki, o yuzden disariya bakip da ne kadar hizli gidip gidemedigimizi anlamadim. Bana normal bir tren gibi geldi, biraz daha az sallaniyordu sanki...
World Expo parkina gelindigi zaman tum yolcular Trenden kosustururcasina bir hizla cikip bilet mekanina dogru firladilar, yalniz giselere kadar en az 10 dakikalik yol oldugu dusunulurse bu sicakta cok gereksiz bir efor harcamasi yaptiklarini hala dusunur dusunur dururum... Yarim saat kadar bekledikten sonra (ana giriste inmeyip Bati girisinde inerseniz fazla beklemiyormussunuz bunu da ogrenmis olduk) devasa genislikte bir parkin icine daliyorsunuz. Parkin alti ve ustunde cesitli ulke pavyonlari var ancak biz ust koprulerden yurumeye basladik, sicak yuzunden bayilmak uzereydik bu arada. Ust koprulerin her iki yaninda altindan biraz olsun serinlememizi saglayan buhar sacan borular konmus (super fikir)... Etrafinizda size nereye nasil gideceginizi anlatan sari yelek giymis gonullu rehberler var. Ben gitmek istedigim bayagi da unlu bir pavyonu sorunca 5 rehberin 5'i de bilemedi, demek ki gonullu olmak ise yaramak anlamina gelmiyormus...
Ulke pavyonlarindan ilk ziyaret ettigim onume ilk cikan pavyon olan Fransiz pavyonuydu. Genis bir kup seklinde duvarlarda dunyamizi nasil kirlettigimizi anlatmaya calisan filmlerin oynatildigi ici dolu bir tursucuk. Afrikali aclarin goruntuleri dev bir duvarda oynarken karsi duvarda Champs elysees'de bira, sarap ceken Fransizlarin goruntuleri... Ulan siz s.ctiniz dunyanin icine bari arada Fransa tanitimi yapmaya kalkmayin diye dusunmekten kendimi alamadim ve hemen Fas pavyonuna atladim. Fas pavyonu neseliydi, yine genis bir alana bir suru kurutulmus cicek ve baharat koymuslar fonda Arap muzigi caliyor. Japonlar baharatlara parmaklarini sokup kokluyor, Fasli rehber kizlar onlara baharatlari anlatiyordu.
Tam oglen olmadan yemegimizi yememiz gerektigini hatirladim zira televizyon programlarindan ogle saatlerinde en basitinden bir hamburger almak icin bile bir saat beklenebilecegi yonunde haberler isitmistik. Hazir gelmisken Turk yemegi yiyelim dedik ve Doner satan bir mekana girdik. Bayat hamburger ekmegi icine nedense kori (curry) esansi katilmis donerden cok herseye benzer et, mayonez ve ketcap karisimi ile elde edilmis bir sos ve ince kiyilmis cig lahana konulmus... Diger ulkelerde Doner diye ne satiyorlar bilmiyorum ama Japonya'da adam gibi Doner yapan hicbir yer yok. Sadece Doner (ki, sanirim yapimi en basit kazanci en bol olan yemek) degil elbette dogru duzgun Turk yemegi yapabilen hic bir Restoran ya da lokantanin olmamasi uzucu. Sebepleri malum vize istemeyen ulkede kisa yoldan zengin olmanin en kolay yolu, bir de gercek Turk yemegini bilmeyenler musterinizse degmeyin keyfinize... Hayatimda yedigim en berbat Turk yemeklerini bu ulkede yedim ne yazik ki...
Expo'ya gittigimiz gun Turk Gunu oldugu icin buyuk bir acik hava tiyatrosu kilikli mekanda Turk mehter takimi basta olmak uzere cesitli icracilar ve halk oyunlari ekibi her yoreden muzik ve dans gosterisi sundular. Guzeldi...
Daha sonra Turk pavyonuna gittim, acikcasi Expo'daki Turk restoranlarindan sonra Turk pavyonundan da cok fazla bir sey beklemiyordum ancak ne mutluyum ki ben yanilmisim. Cok fazla detaya girilmeden Anadolu ve Turk sanati ile modern sanati ayni potada cok fazla isik ve kalabalik yapmadan birlestirmisler. Mekandaki "bosluk" havasini tamamlayan karanlikta parlayan ciniler, gokyuzunu resmeder gibi yine karanlik tavanda isildayan geometrik sekiller dakikalarca seyretmeye deger...
15e yakin gittigim ulke pavyonlari icinde en guzeliydi ve en amacini yakalamis olandi diyebilirim, hatta bunu da sadece ben degil Expo'nun diger ziyaretcileri de demis ki alaninda birinci, tum Expo'da da ilk uc icine girmis... Helal olsun ne diyeyim...
Resim: Koruma robotu, vucut isiniz ve yine vucudunuzda normal olmayan sicaklik ya da sogukluk veren bir cihaz cisim varsa size yaklasip sizden kimlik istiyor... tabii su an sadece sergi asamasinda oldugu icin ortam sebegi olmus o ayri...
