Kaldigimiz yerden devam edelim. Artik ogrenci falan olmadigima gore, Japonya'da yasamadigimi da hesaba katarak yazilarimi guncellemeğe calisacagim. Baska bir blog sitesinden yeni bir hesap acarak yepyeni bir AkirA olarak karsiniza cikabilirdim ama bu sefer burada daha once yazdiklarimin da gumburtuye gitmesi gibi hepimizi cok fazla etkilemeyecek bir sorun soz konusu tabii ki. Peki ne yazacagiz... dogrusunu soylemek gerekirse ben de emin degilim, yazacak konusacak bir seyler elbette bulunur. Toplamda 7 yılı aşkın Japonya yaşamından geriye kalanlarla ile 7 yıl sonra geldigim Turkiye'de gorduklerimi biraz karşılaştırarak biraz da eleştirerek yazmak istiyorum.
7 yıl bu dile kolay, daha uzun süreli yurt dışında yaşayanlar da vardır onlara da kolay gelsin demek isterim. Cok uzun süreli gidince sanki 7 yılın hiç bitmeyecek gibi hissedilmesi gayet normal. Bu psikoloji ile, bir daha anama topragima vatanima donemeyecegim ben, öksüz kaldım duyguları sel olup bazen insan gerekli gereksiz hareketlerde bulunabiliyor. Turk yemegini ozlemek bunlar icinde en kabul goreni herhalde. Kebap, döner, dolma, mantı, içli köfte (haşlanmışı ve kızartılmışı olarak iki türlüsü de), turşular (ecnebi turşuları tatlı oluyor) v.s bütün bunları bulsam da yesem diye yaban ellerde aş ermeniz oldukça olası bir durum.
Ancak, insanoğlu da diğer hayvanlar gibi bulunduğu ortama biraz geç de olsa uyum sağlamağa başlıyor ve gitgide uyum sağladığı ortam onlar için yeni doğal ortamları oluyor. Yeme içme alışkanlıklarından, selam verme, konuşma, yürüme biçimine kadar değişiklikler ortaya çıkabilir, bunları kısa süreli ülke dönüşlerinde "ne oldu lan sana Japon (alman, amerikalı, rus... vs) gibi olmusun özüne dön olm" replikleri karşılamaktadır. Kesin dönüş yapanlar için ise daha büyük bir sorun söz konusu olacaktır o da yurt dışında edindiği yeme alışkanlığını tekrar bırakmak zorunda kalmasıdır. Japonya'da yaşayıp da dönenlerin bir çoğundan ah okonomiyaki olsa da yesek, ya da ah söyle güzel bir udon hüpletseydik sözlerini işitmişimdir.
Sushi tabaklarını dizsek, yakisobanın üzerine mayonezi gezdirsek, wasabili soya sosunda pişmiş yumaşık biftek ile pilav götürsek... daha sürdürebilirim isterseniz...
Fakat başka bir sorunla daha karşılaşıyoruz,
o da ayy ne yediniz orda böcek mi, japonlar cenin yiyolarmış ben internette gördüm, soya sosu falan öğğğkhhh...
iste bu sözleri işitmek gibi bir işkence ile karşılaşabilirsiniz. Karakterimden ötürü her insanla konuşmam, karşı taraf ısrar ederse kibarca işim olduğunu söyler ve ortamdan kaçarım. İste bu yukarıdaki sözleri sarfedenler de artık benim için kaçmama neden olan yeni bir grup, eskiden olsa o kadar da takmıyordum bunu da itiraf edeyim.
Bu tip insanlara sinir olma sebebim sadece Japon yemeklerine iğrenc diyerek hakaret etmeleri degil, aslinda bu kesinlikle bir sebep bile degil. Kendi kulturunu en üst gorup, baska kulture ait degerlere tamamen tu kaka ile yaklasan ama baska kulturle ilgili herhangi birsey sordugunuzda alabileceginiz en iyi yanıtın "BBC de gormustum, onlar soyleymis" cevabı oldugu bir gercek. Kendi kulturlerine ait olan deger ya da degersizlikler hakkında da bilgisiz, bilincsiz yetisen bir genclik ile, kendi kulturu disindaki herseyi gavur, kafir, bizden degil diyerek kotulemeye calisan eski nesil sandigimizdan epey fazlaca var bu ülke topraklarında.
Ulan sushi yemedi diye demedigini birakmadin diyeceksiniz. Sushi yeyip yememesi degil demistim, zaten istese de oyle kolay kolay yenilebilecek bir sey de degil. Oncelikle baligin ultra taze olmasi gerekir, sonra baligin yine cig olarak yenebilecek en guzel yerlerini kesecek incecik ve keskin bir bicaga sahip olmaniz gerekir. Sirke ve az sekerli pilav, wasabi ve en kotu ihtimalle "kikkoman" marka soya sosuna da ihtiyaciniz olacaktir. Butun bunlara buyuk sehirler haricinde kavusmak cok da kolay degil.
Ancak, demek istedigim Japon mutfagindan "GENEL" olarak bahsedecek olursak, böcek, sakatat vesaire gibi herkesin yiyemeyecegi seyler bulunmaz. Tüm dünya mutfakları içinde neredeyse en hijyenik (yapildigi yere gore degisir tabii) ve en saglikli mutfak oldugunu eger gercekten BBC ya da Discovery izliyorsaniz bilmeniz gerekirdi. Yöresel olarak domuz ayağı, at eti yiyen bölgeler yok değil tabii ki, ama bunu da Japonya'ya giderseniz ben domuz ayağı yiyecegim dediğinizde kolay kolay bulamayacağınızı da belirteyim. Genel olarak Japon mutfagi ikiye ayrılıyor, birisi dağ öbürü de deniz. Dağ'dan kasıt burada karasal ürünler, sebze meyve cok yetismediginden daha ziyade yenebilir otlar ağırlıktadır. Dinsel nedenlerden dolayı siyah ya da kırmızı et tüketimi oldukça düşük (son zamanlarda artsa da), ya da şöyle söyleyeyim kırmızı et geleneksel japon mutfağında yok. Deniz kısmı ise, derya deniz olmuş. Denizden babam ciksa yerimi bizler değil Japonlar söylemis neredeyse o kadar. Yosun yiyolar ayyyyyyyyyyyyyk diye ciglik ciglik kacan Turk hatunlari gormustum, denizin icinde yetisen bir nevi yenebilir ottan bahsediyoruz. Sonucta yuzerken ayaginiza takilir panik olabilirsiniz ama tabağinizdaki yosundan basiniza bir sey gelmez merak etmeyin. Kokusunu sevmiyorsaniz, ben kokusundan hoslanmiyorum deyin ve bu yemegi seven insanlari daha da fazla irite etmeyin lutfen.
Ancak, her ulke yemegine ay cok igrenc, ay cok kotu, böğğğğk diye zirlayan insanlarimin yediklerine bakalim mi bir... evet geliyor

Kuzu, koyun beyni yenmekte ülkemde. Nasil pistigi, kac gun beklemesi gerektigi gibi detayların hicbiri tabii ki hic konusulmadi konusulmaz da. Hatta gelisme evresindeki kucuk cocuklara da yararlı olduğu hem de coook yararlı oldugu söylenerek yedirildiğini de bir cogumuz kotu anılarını deprestirerek hatırlayacaktır.Kolesterol acisindan feci zengin olan bu besini 1 gün gectikten sonra 50gramdan fazla yemememiz gerekiyor. Ne kadar uyabiliriz ki bu kurala.
Devam edelim
kelle paca
kokorec
iskembe
arkadaslar, bilemiyorum aranizda bunlardan tabii ki nefret edenler olacagi gibi, ayilip bayilanlar da vardir. Ben ikinci sinifa giriyorum. Resimler cok istah acici degil belki ama olsa da yesek dedigimiz urunlerdir. Bir de bunlarin sarkuteri kismi var, mesela...

tulum peyniri, gercekten enteresan bir ornektir. Hayvanin derisi icinde hem de oyle boyle degil killi biyikli derisi icine süt koyup peynir olmasini bekliyorsunuz ve oturup kahvaltida yiyorsunuz. Bizim icin ne kadar normal olsa da, dusunsenize baska bir kulturden gelen bir kisi icin ne kadar da acayip bir sey olduğunu.
Yine, ozellikle ege bolgesinde yapilan pekmez. Siz artik ee pekmezin neyi varmis be diye cirkeflik yapacaksiniz ama illaki belirtmem gerekiyor. Ege bolgesinde yapilan yoresel pekmez killi bir toprak ile yapilir. Hattaaa, pekmez uretildikten sonra artan killi topragi sifa veriyor diye yiyen köylülerin sayisi emin olun hiç ama hiç az değil.
Velhasıl kelam, sizleri uzun uzun yazdigim bu geri donus yazisi ile daha fazla yormadan soylemek istediklerimi bağlamak niyetindeyim. Kimse iki parca cig balik yedi diye taniyip bilmedigi bir kultur hakkinda igrenc, öğğğk böğğğk gibi neredeyse küfüre varacak tepkilere girmesin. Sevmeme hakkiniz olduğunu buraya yazacak değilim, tabii ki doğal bir hak seversiniz sevmezsiniz nefret edebilirsiniz ancak, ayy sen nasil yiyorsun off cok cirkiiin gibi artik ilkokul bir seviyesinde bile olmayan elestirilerinizi alin facebook'unuza ya da twitteriniza yazin ki sizin gibi bir iki tane daha var ise "beğendi" butonuna tiklar belki...
Son olarak üstün yemek kültürümüzden bir parça vererek yazimi bitiriyorum. Hepinize afiyet olsun. Şefiniz AkirA