
Sonbahar vaktinde Japonya'da agac yapraklari sari ve kizila burunmekte. Momiji adi verilen Japon Akcaagaci'nin yapraklari Turkiye'dekilere nazaran daha kucuk ancak daha cabuk kizillasiveriyor.
Bu haftasonu Hiroshima'da yapilan sempozyumun ilk gunune dinleyici olarak katildiktan sonra ertesi gun Miyajima adasina kendimi attim. Dunya mirasi olarak da kabul edilen Miyajima adasi ozellikle ada icinde serbestce dolasan geyik ve denizin icinde bulunan kutsal kapisi ile meshur. Sadece geyik ve kapi degil tabii ki olagan ustu manzarasi, eski japon evleri ve parklarin arasindan akan irili ufakli dereleri, her kosede mis gibi kokular yayan kek dukkanlari, komurde istiridye pisiren restoranlar da ayri bir tad doku olmus.
Bu sefer Miyajima'ya ikinci gidisim, yillardir burada bulunmam nedeni ile zaman zaman kendimi bir yabanci gibi hissetmemeye baslamis, hayatin akisi icinde oyle ya da boyle bir sekilde ortama ayak uydurmaktaydim. Cevremde olan olaylar ya da gittigim yerlerden de acikcasi pek fazla tat almamaya baslamak gibi tehlikeli bir durum icerisindeydim. Zira, gecen ay Turkiye'ye gittigim zaman kendimi yabanci gibi hissettim. Ancak bu sefer yaptigim bir gunluk kacamak sirasinda az da olsa TURIST ruhuna geri donus yapip bir parca rahatladim...
Resimler Miyajima adasindan


